son yılların kısa tahlili

Türkiye IMF ve Son Yılların Kısa Tahlili

Gündemde olan “Türkiye IMF den borç almalı mı?” konusu üzerine kısa bir şeyler kaleme alayım derken ağyarını mani efradını cami olmasa da mecburen birçok konuya değinmek zorunda kaldım. Kısa makalem biraz uzadı.

köşe yazarı oku Yasin Erdem Koalisyon yılları; yolsuzluk, mafyacılık, kapkaççılık, batırılan bankalar, devalüasyonlar ve krizlerle 2002 Kasım ayına kadar devam etti. Tek parti hükümeti olarak seçimden büyük bir başarı ile çıkan Ak Parti oldu. O dönemin bazı aktörlerinin %10 barajını yaklaştığı halde yakalayamaması, Ak Partiye oy oranına göre çok daha geniş bir temsil imkanı sunmuştu.

Halk zaten bezmişti ve istikrar aramaktaydı. Erdoğan ekonomik vaat konusunda oldukça temkinliydi. Popülist bir politika gütmeyeceğini ekonominin düzelmesinin ve bu düzelmenin halkın cebinde hissedilmesinin en az üç seneyi bulacağı beyanatlarını veriyordu.

Uzun yıllardır her maddi darlıkta IMF’nin kapısında para dilenen ülkemiz son defa 2005 yılında 6.6 milyar SDR anlaşması yapmıştı. Erdoğan’ın vaat ettiği ekonomik tablo yavaş yavaş hayat bulmaya başlamış, ülke çarkları sorunsuz bir ahenk ile dönmeye başlamıştı. 2003-2013 arasında Türkiye IMF’ye 23.5 milyar $ geri ödeme yaparak borcunu sıfırlamıştı. Hatta Türkiye’nin IMF’ye 5 milyar dolar kaynak aktarabileceği konuşulmaya başlamıştı.

Fetö İle Mücadele Dönemi

2013 yılında Arap baharı, gezi olayları ve en büyük belamız Fetö ihanet şebekesinin tetiklediği birçok siyasi, sosyal ve hukuksal problemler ortaya çıkmıştı. Fetö’ye ülke içi tüm muhalif unsurların nerdeyse tamamının destek verdiği günlerdi. Muhalif unsurlar Fetöyü, Erdoğan’dan kurtuluş için uzun yıllardır ellerine geçen en büyük fırsat olarak görmekteydi.

Bahçeli bile ver Bilal’i al hilali diyordu. Gündem belirleyen ülkeye yön veren Erdoğan’ın ilk defa savunmada kaldığı ve özellikle sosyal medya üzerinden yayılan tezviratlarla mücadele etmek zorunda kaldığı yeni bir dönemdi.

Ak Partinin ulaştığı güç; tabi ki bir çok menfaat ilişkisine, siyasilerle bir kısım bürokratın rüşvet ve irtikap işlerine bulaşmasına da sebep olmuştu. Ama niyet farklıydı hedef Erdoğan’dı. Bu zor günleri atlatmak için Fetö ile mücadele hukuki düzlemde devam etmekteydi.

Fetö, görünür kısımlarından yola çıkarak yapısını çözemeyeceğimiz son derece karışık ve esasında gizli bir örgüttü. Bu örgütün unsurları hem her yerde vardı hem de hukuk karşısında hiç bir yerde yoktu. Bu öyle bir süreç ki hukukla alt edilmesi neredeyse imkânsızdı.

15 Temmuz Darbe Girişimi

Tabi bu süreçte zorlanan sadece Ak Parti değildi. Memleketin tüm kılcallarına sızmış hain örgüt de, bu süreçte yok olmamakla birlikte çok olumsuz etkilenmiş ve güç kaybetmeye başlamıştı. Daha önce Ergenekon ve Balyoz davalarında gücünü test eden çete uzun yıllardır ağırlıklı kadrolaştığı askeri kadrosunu da ilk defa işin içine katarak bu süreci darbe ile sonlandırmaya çalıştı. Elhamdülillah başarısız olan bu darbe girişimi, gizli kalmış birçok çete mensubunun ortaya dökülmesine aracı olmuş oldu.

Toplumsal destek olarak, darbe öncesinde millet tam olarak fikir birliği içinde değildi. Darbe, toplumsal mutabakatı da en üst seviyeye çıkarmıştı. Olağanüstü hal ilan edilmesiyle Fetö ile mücadelede yeni bir döneme girildi ve örgütün kökü kazınamasa da ülke içi unsurları ya hapse girdi, ya ortadan toz oldu ya da kriptolaşıp tekrar halkın içine karıştı. Örgüt mensupları arasında maalesef çok az sayıda nedamet getirip kullanıldığını fark eden insan var.

6-7 Ekim Olayları

Tabi bu süreç Ak Parti’nin otoriterleşmesine ve daha milliyetçi bir aksa kaymasına da sebep oldu. O dönemki siyasi belirsizlik ortamı Suriye’deki yeni gelişmelerin ışığında PKK’nın da planlarında ciddi değişikliğe sebep olmuştu. Çözüm sürecindeki kazanımlarını yetersiz bulan Pkk-Hdp Kobani’de yaşananlar üzerine içerideki tabanını sivil itaatsizliğe davet edip 6-7 Ekim olaylarına sebep olmuştu.

Hendekler kazıp şehir içi çatışmalarına başlamışlardı. Ülkemiz tabi ki bu olayların da üstesinden geldi. Ama bir kaç yıl önce komşularla sıfır sorun politikasını gerçekleştirmeye yaklaşmışken, bu süreçte sadece komşularla değil Amerika ve Avrupa gibi önemli güç odaklarıyla da ipler gerildi.

Fetö mensubu alt seviye katılımcıları Fetönün suçlarının vebalini ödemekle meşgulken dışarıda olan ve son tahlilde dışarıya kaçan kurmay ekip ve yazar çizer takımı yurt dışından, Türkiye’nin dünya nezdinde hareket kabiliyetini kısıtlamak için yoğun çalışma içine girmişlerdir. Tıpkı Ermeni meselesinde olduğu gibi, Batı için bizim anlattıklarımızdan daha çok bu şebekenin enformasyonu değer görüyordu. Tabi batı da görmek istediği gibi bakıyordu.

Rahip Brunson Meselesi ve Ekonomik Kriz

2018 yılında Amerika ile aramızda Rahip Brunson krizi patlak vermiş ve ekonomimiz tekrar ciddi bir krize girmişti. Tüm bu siyasi ekonomik sıkıntılar yaşanırken büyük alt yapı projeleri, otoyollar, köprüler, okullar ve hastanelerde tam gaz inşaa edilmeye devam ediyordu. Bunların ekonomik yükü de devletimizi zorlamaya başlamıştı.

Bir çoğuna değinemediğim yüzlerce olumsuzluğa rağmen, 2020 yılı başı tekrar bir toparlanma yılı olacak gibi gözükürken bu sefer de Covid-19 salgını dünyanın üzerine kabus gibi çöktü.

Bizim gibi ekonomik imkanları sınırlı, enerjide dışa bağımlı ve cari açığı yüksek olup aynı zamanda halkına refah vaat eden bir ülke için büyük bir kaos oluştu. Bir miktar ekonomik yansımaları hissedilse de bu sürecin bize daha ne kadar zarar vereceği, ne zaman biteceği ve sadece biz değil dünyanın ne zaman normalleşeceği hala muamma.

IMF’den Borç Alma Konusu

Tam da bu süreçte kamuoyunda bir çok kişi IMF’den yardım alınması tavsiyesinde bulunmaya başladı. Ben birçoğunun bu talebinin makul ve iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Bir kısım siyasi ve muhalif yazarlar ise bunu, yıllardır ülkeyi IMF’den kurtarmanın haklı gururunu yaşayan Erdoğan’ın bir kozunun daha elinden çıkması için arzu ediyorlar.

IMF’den borç alma konusunu hem en mantıklı seçenek olarak sunup hem de gerçekleşirse, içinde bulunduğumuz olağanüstü mücbir durumu görmezden gelip  “ne oldu yine memleketi döndünüz dolaştınız IMF’ye el açtırdınız” argümanını kullanacaklar. Benim zannım Erdoğan da tam olarak bunu istemiyor.

Üyesi olduğumuz IMF’den destek almaktansa FED ile swap üzerinden halletmek istiyor. Zor günler geçiriyoruz. Rabbim ülkemize bu süreçleri atlatacak gücü kuvveti ve birliği nasip etsin inşallah.

Yasin Erdem / Mayıs 2020

Paylaşmak Güzeldir :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.